Diyarbakır'da Bir Kadın: Hayatın İçinden, Samimi ve Gerçek

 Şu an penceremin önünde oturmuş, Diyarbakır'ın surlarına bakıyorum. Akşam güneşi taşları kızıla boyamış, ezan sesleri yükseliyor uzaktan. Bu şehirde doğdum, büyüdüm, bu şehrin sokaklarında koştum çocukken, bu şehrin insanlarına sarıldım kadınken. Yirmi sekiz yıl geçti üzerimden, hala her gün yeni bir şey öğretiyor bana bu şehir.

İnsanlar soruyor bazen, "Nasıl yapıyorsun bu işi?" diye. Bilmiyorum ki nasıl yaptığımı. Bildiğim tek şey, karşıma oturan adamın gözlerine bakmak, içinde ne varsa anlamaya çalışmak. Bazen bir iş adamıdır karşımda, kravatı sımsıkı bağlı, saçları jöleli, havalı havalı konuşur. Ama gözlerine bakarsın, koskoca bir çocuk vardır orada, sevilmek isteyen, okşanmak isteyen, "İyisin sen" denilmek isteyen.

Bazen bir işçidir, elleri nasırlı, konuşması kibar. Üç çocuk babasıdır belki, yıllardır aynı kadınla yatar kalkar ama bir gün olsun "Güzelsin" denmemiştir ona. Gelir, anlatır, dertleşir. Birlikte olduğumuzda öyle şefkatlidir ki, inanamazsın. O nasırlı eller, bir kadının teninde nasıl da yumuşar, nasıl da nazik olur.

diyarbakır escort diye aratıp buluyorlar beni. Sonra gelip karşımda oturuyorlar. İlk beş dakika hep bir tedirginlik, hep bir çekingenlik. "Acaba ne düşünecek?" korkusu. Sonra bir kahve, bir sigara, birkaç cümle... Ve birden çözülüyorlar. Anlatıyorlar. Hayatlarını, hayallerini, korkularını, pişmanlıklarını. Ben dinliyorum. Sadece dinliyorum. Yargılamadan, akıl vermeden, laf karıştırmadan. Sadece dinliyorum.

Geçenlerde biri geldi, kırklarında, yakışıklı, paralı, arabası son model. Ama gözleri öyle boş, öyle yorgun ki... Konuştuk, anlattı. Karısıyla yedi yıldır aynı yatakta yatmıyormuş, çocukları büyümüş evi terk etmiş, işleri yolunda ama bir o kadar da anlamsızmış her şey. "Ne için çalışıyorum, ne için yaşıyorum bilmiyorum" dedi. Sarıldım ona. Uzun uzun sarıldım. Ağladı omzumda. Sonra birlikte olduk, öyle güzel, öyle tutkuluydu ki... Giderken "Üç yıldır ilk kez kendimi erkek gibi hissettim" dedi. İşte bu yüzden seviyorum bu işi. Sadece bir beden değil, bir ruh sunuyorum onlara. Benimkini değil, onlarınkini ortaya çıkarıyorum.

https://diyarbakirofisescortlari.com/ diye bir sitem var. Oraya bakıp geliyorlar. Fotoğraflarımı görüyorlar, yazdıklarımı okuyorlar, sonra arıyorlar. Telefonda sesimi duyunca biraz daha ısınıyorlar. Buluşunca da tamamen çözülüyorlar. Ben hep şunu söylüyorum: "Burada sen nasılsan öylesin, rol yapmana gerek yok." İşte bu cümle yetiyor çoğuna. Rol yapmaktan yorulmuş insanlar, sonunda oldukları gibi olabilecekleri birini buluyorlar.

Bir genç geldi geçen ay, yirmi iki yaşında, üniversite öğrencisi. Utana sıkıla anlattı derdini. Hiç kadın görmemiş, hiç sevilmemiş, okulda arkadaşları anlatıyor da o anlatamıyormuş. "İlk randevum sizinle olsun istedim" dedi. Öyle tatlı, öyle masumdu ki... Ona her şeyi öğrettim yavaş yavaş. Nasıl yaklaşılır kadına, nasıl dokunulur, nasıl sevilir... İki saat sonra bambaşka biri olmuştu. Özgüveni gelmişti, gözleri parlıyordu. Giderken "Artık kız arkadaş yapabilirim sanırım" dedi gülerek. Belki de hayatında ilk kez bir kadın ona güven vermişti.

Diyarbakır'da yaşamak zor bazen. İnsanı yoruyor bu şehir. Kalabalık, gürültü, trafik, telaşe... Herkes bir yere yetişmeye çalışırken, kimse kimseye bakmıyor. Gözler hep yerde, eller cepte, kulaklar telefonda. Ama ben bakıyorum. Karşımdaki adama bakıyorum. Gözlerinin içine bakıyorum. Orada ne varsa görmeye çalışıyorum. Bazen korku, bazen özlem, bazen yalnızlık, bazen de sadece bir kadına dokunma isteği.

Bir beyefendi vardı, elli beş yaşlarında, emekli öğretmen. Karısı vefat etmiş iki yıl önce. Üç çocuk babası, hepsi de İstanbul'da. Yapayalnız kalmış koskoca evde. "Odasına bile giremiyorum" dedi, "eşyaları hala duruyor, kokusu hala sinmiş her yere." Dinledim onu saatlerce. Eşini anlattı, gençliğini anlattı, kaybettiklerini anlattı. Sonra "Bir kadına dokunmayalı iki yıl oldu" dedi. Uzandım, elini tuttum. O an gözlerinden akan yaşı gördüm. Birlikte olduktan sonra "İyi ki varsın" dedi, "iyi ki böyle kadınlar var."

İşte böyle işte. Her gün farklı bir hikaye, her gece farklı bir adam. Kimi zengin, kimi fakir, kimi genç, kimi yaşlı, kimi yakışıklı, kimi sıradan. Ama hepsinin ortak noktası şu: Bir kadının sıcaklığına, samimiyetine, dokunuşuna ihtiyaçları var. Sadece beden değil, ruhları da aç onların. Ben de onları doyuruyorum. Hem bedenen, hem ruhen.

Sabah oluyor, güneş doğuyor surların ardından. Yeni bir gün, yeni bir hikaye, yeni bir adam... Telefonum çalıyor, açıyorum. Karşımdaki ses, biraz çekingen, biraz heyecanlı: "Merhaba, sizinle tanışmak istiyorum." Gülümsüyorum. "Tabii" diyorum, "buyurun, anlatın." Ve yeni bir hikaye başlıyor. Diyarbakır'ın taş duvarları arasında, iki yabancının birbirine dokunduğu, bir an için bile olsa yalnızlığın unutulduğu bir hikaye...

Ben buradayım. Sizi bekliyorum. Ne anlatacaksanız anlatın, ne yaşayacaksanız yaşayın, yanınızda olacağım. Yargılamadan, kırmadan, incitmeden. Sadece bir kadın, sadece bir arkadaş, sadece bir sırdaş olarak. Gelin, birlikte güzel bir anı biriktirelim. Hayat kısa, anılar kalıcı olsun.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

2025 Zihinsel Sadelik Rehberi: Net Düşünce Akışı, Hafif İçsel Alan ve Modern Minimal Zihin Modeli

2025 Yavaş Güç Modeli: Sessiz Ritim, Dengeli Enerji ve Modern Huzurun Yeni Tanımı

2025’te Duygusal Esneklik: Hafif Tepkiler, Nazik Farkındalık ve Modern Sakinliğin Yeni Dili