Diyarbakır'da Bir Kadın: Hayatın İçinden, Samimi ve Gerçek
Şu an penceremin önünde oturmuş, Diyarbakır'ın surlarına bakıyorum. Akşam güneşi taşları kızıla boyamış, ezan sesleri yükseliyor uzaktan. Bu şehirde doğdum, büyüdüm, bu şehrin sokaklarında koştum çocukken, bu şehrin insanlarına sarıldım kadınken. Yirmi sekiz yıl geçti üzerimden, hala her gün yeni bir şey öğretiyor bana bu şehir. İnsanlar soruyor bazen, "Nasıl yapıyorsun bu işi?" diye. Bilmiyorum ki nasıl yaptığımı. Bildiğim tek şey, karşıma oturan adamın gözlerine bakmak, içinde ne varsa anlamaya çalışmak. Bazen bir iş adamıdır karşımda, kravatı sımsıkı bağlı, saçları jöleli, havalı havalı konuşur. Ama gözlerine bakarsın, koskoca bir çocuk vardır orada, sevilmek isteyen, okşanmak isteyen, "İyisin sen" denilmek isteyen. Bazen bir işçidir, elleri nasırlı, konuşması kibar. Üç çocuk babasıdır belki, yıllardır aynı kadınla yatar kalkar ama bir gün olsun "Güzelsin" denmemiştir ona. Gelir, anlatır, dertleşir. Birlikte olduğumuzda öyle şefkatlidir ki, inanam...